BuzzTechLife

Her şeyden biraz :)

Ansiktet : Doğruları Sorgulatan Bir Eser

Bu yazı Ansiktet filmini izlemeyenler için SPOILER İÇERİR

Doğru nedir? Türk Dil Kurumu “doğru” kelimesinin tanımını “Gerçek, yalan olmayan” şeklinde yapar. Peki doğru tam olarak nedir? Yalan olmayan şey nedir? Kesin olarak görülebilir, duyulabilir veya hissedilebilir mi? Doğru beş duyu organı ile algılanabilir mi? Gerçeğin ne olduğu kesin olarak anlaşılabilir mi? Bir olay yaşanırken veya aktarılırken olaydaki kişilerin bakış açısına göre olay, bambaşka bir hal alabilir. Ya da aynı olay aslında hiç yaşanmamış bile olabilir. Doğru denilen şeyin genelgeçer bir kural olmadığı, hayattaki tecrübelerden de anlaşılabilir: Bazen her şey planlandığı, hesaplandığı gibi giderken bazense absürde dönebilir. Bazı kişiler hiçbir şeyin istedikleri gibi gittiğini düşünmezken bazı kişiler de her şeyin kendi istediğine göre gittiğini düşünebilir. Hatta bazı insanlar bir durumu çok düşündüğü zaman her şeyin o durumu anlattığına kanaat getirebilir. Bu “algıda seçicilik” olarak da açıklanabilir. Bu kişiler, olayların bazı yerlerini seçerek kendi düşündüğü şeyin uyarıldığını, sürekli ona sunulduğunu bile düşünebilir. Olaylar bu kadar değişkenlik gösterebilirken somut bir “doğru” vardır, denilebilir mi? İşte Ansiktet filmi de tam olarak izleyiciye bunu sorgulatıyor.

Kült filmleriyle sinema tarihine adını kazıyan Ingmar Bergman tarafından yazılıp yönetilen, İsveççe anlamı “Yüz” olan ve Türkçeye “Sihirbaz” olarak çevrilen Ansiktet filmi, uzun yollar tepip insanlara gösteri yapan bir grup sihirbazın yüksek zümre tarafından özel bir gösteri talebi karşısında tıkanmasını konu alır. Toplumun farklı kesimlerinin doğaüstü karşısındaki düşüncelerini karşılaştırarak bir nevi metafizikle materyalizmin savaşını ortaya koyan bu film, Albert Vogler liderliğindeki bir sihirbaz ekibinin yüksek bir kesime gösteri yapmak için şehre doğru yol almasıyla başlar. Yol üzerinde hayalet gibi doğaüstü bir varlıkla karşılaştığını düşünen bu ekip, kendisinin ölmek üzere olan bir insan olduğunu fark edince onu arabaya alır. Bu kişi arabaya bindikten hemen sonra Bergman, Ansiktet filminin içeriğiyle ilgili ipucu vermeye başlar: Albert Vogler’ın yardımcısı olan kişinin bir kitaptan “Aldatmaca o kadar yaygındır ki doğruyu konuşanlar, genellikle en büyük yalancılar olarak damgalanırlar.” Alıntısını yapmasıyla arabaya binen kişi “Yazar, bir yerlerde gerçek denilen büyük ve genel bir şey olduğunu varsayıyor. Bu teori tamamen yanılsamadır.” Şeklinde cevap verir. Daha filmin ilk dakikalarında doğru üzerine bir sorgulatma yöntemine gider Bergman.

Ekip şehre varır varmaz Ansiktet filminin havası bütünüyle değişir. Gösteri yapmaya geldikleri insanların kendilerini küçümseyen ve yaptıkları işin tamamen yalan olduğunu kanıtlamaya çalışan skeptikler olduğunu fark ederler. Bu durum, onları hem maddi güç olarak, hem de metafiziksel güç olarak zor duruma düşürür. Bu elit kesim, onları küçük düşürmek için sihirbaz grubunu yanlarında barındırmaz ve hizmetlilerle aynı masaya oturtup yemek yedirir. Elitler onlara karşı aşırı skeptik yaklaşırken bir kişi hariç bütün hizmetliler onlara adeta tapar. Sihirbaz grubundaki bir nine ise bu durumdan faydalanıp insanlara aşk iksiri satmaya başlar. Nine, diğer sihirbazlarla yaptığı gizli konuşmada iksirin yalan olduğunu izleyiciye kanıtlar ancak filmin devamında iksiri içenler ise bir nevi aşk yaşar. Dahası, bu yaşlı nine aslında bir şarlatan olarak anlatılmasına rağmen kendisinin söylediği bir kehanet, filmin sonlarına doğru yaşanır. Filmin sonunda ise skeptik elit kesimin başındaki bilim insanının sihirbaz Vogler tarafından büyük bir oyuna getirilmesiyle bilim insanının küçümseyici tavırdan korkak bir tavıra geçmesi, filme damgasını vurur. Bilim insanının “Ya rüya görüyorum ya da aklımı kaybediyorum.” Safhasına geçmesiyle Bergman’ın doğrunun ayırt edilebilmesinin oldukça zor olması düşüncesi bütün gücünü kazanır. En ilginci ise, filmin başında konuşma engelli olarak tanıtılan Albert Vogler’ın filmin sonunda konuşmaya başlamasıdır. İzleyicinin sihirbazların şarlatan olduğuna ve materyal şeylerin gerçek olduğuna inandırılmasından sonra, sihirbazların bazı numaralarının tutmasıyla doğrunun ne olduğu ve gerçek üzerine düşünceler, böylece havada kalır.

Filmiyle aslında materyal gerçekler kazanıyormuş gibi gösteren Ingmar Bergman, sihirbaz grubunun gerçekleştirdiği bazı olayların açıklamasını yapmamasıyla neyin doğru olup neyin olmadığını, hatta doğru diye bir şeyin var olup olmadığını sorgulatır izleyicilere. Gerçekten insanlar aşk iksirine inandığı için birbirleriyle aşk yaşayıp iksiri doğru mu kılmıştır? Ninenin kehaneti söylendiği için mi gerçekleşti? Bunların hepsi algıda seçicilik olup o psikolojiyle mi gerçekleşti? Öyle olsa bile, bu kadar kolay değişebiliyorsa, elde kesin olarak “doğru” diye bir şey kalır mı? İzleyici bu sorularla kavrulur durur bilinmezliğin ortasında.

The Magician (1958) on IMDb

The Prestige Film incelememiz için buraya tıklayabilirsiniz.

Ansiktet filminin IMDB sayfası için buraya tıklayabilirsiniz.