BuzzTechLife

Her şeyden biraz :)

Yapmadan Yapmak: Antik Wu Wei Prensibi

İnsanlar çok çabalıyor. Gündem takip etmek, kendine bakmak, geleceğe odaklanmak, sürekli bir şeyler öğrenmek, hayaller peşinden koşmak, 5 litre su içmek, yazılım öğrenmek, her gün şirket kurmak… İnsanlık sonu gelmeyen bir koşuşturmaca içerisinde. Ancak bu kadar efora rağmen asla kesin bir başarı, zafer elde edilemiyor. Üstelik, elde edince de bu hissedilmiyor; hissedilmesi için daha iyisine ulaşmaya çalışılıyor ve sonsuz bir döngüye giriliyor. Friedrich Nietzsche’nin Gezgin ve Gölgesi eserinde dediği gibi: İnsanlar “şiddetli açlık” çekiyor ve “ne kadar yeseler de gitgide zayıflıyorlar.”. Sürekli olan bir ilerleme ve gelişme dürtüsünde kavruluyorlar ve asla tatmin olmuyorlar. Bazıları bunu başarının anahtarı olarak görse de bu durum kişinin bedenini ve zihnini ne durumda bırakıyor? Neden çoğu insan stres ve anksiyete bozukluğundan mustarip? Dur durak bilmeyen zorlama ile bitap düşmüş insanlar çabalarının sonuçlarını almak istiyor ve yerine göre başarılı, yerine göre başarısız oluyorlar. Başarılı olunduğunda yorgunluktan ötürü tatminiyet fark edilemediği için daha fazlası isteniyor. Ancak başarısız olunduğunda ise başarısız olmaya yol açan stres daha da büyüyor ve kişiyi yiyip bitiriyor, aynı şekilde bu sefer daha çok çabalanıp ulaşılamayan o hedefe erişmeye çalışılınıyor. Peki bu bozuk döngü nasıl kırılabilir? İşte bu soruya binlerce yıl önce düşünülen wu wei prensibi cevap veriyor.

Yapmadan yapmak, eylemsizlik veya eylemsiz eylem gibi çevirileri olan binlerce yıllık wu wei prensibi; Taoizm’den önce ortaya çıkmış olsa da genellikle Taoist felsefeyle özdeşleştirilir, oldukça kapsamlıdır ve başka ilkelerle, erdemlerle bağlıdır. Öncelikli olarak başta Stoa felsefesi olmak üzere birçok felsefede olan kendini bilme (temet nosce) erdemiyle bağlıdır. Kişi ilk olarak toplumun değil, kendisinin ne istediğini bilmelidir. Daha sonra ise kendisinin yeteneklerini, zamanını, koşullarını ve sınırlarını bilmelidir. Yine Stoacı secundum naturam vivere (doğaya göre yaşamak) ilkesiyle de açıklanabilir. Çünkü doğadaki canlılar bu şekilde hareket eder; zorunda kalmadıkça da bunların dışına çıkmaz. Tahmin edemeyecekleri şeyleri hesaplamak yerine içgüdülerini takip ederler. İşte bu içgüdü de wu wei ilkesinin bir diğer yanıdır ve burada Stoa ile ayrılırlar. Wu wei ilkesini açıklamak için önce tersi sayılabilecek bir ilkeyi de açıklamak gerekir. Stoacılar doğaya uygun yaşarken her zaman zinde kalmayı öğütlerler, hatta Stoacı Seneca, De Providentia yazısında sürekli olarak çabalayıp limitleri zorlamamayı “yağ bağlamak” olarak nitelendirir. Çünkü Stoa felsefesi premeditatio malorum adında bir ilkeye sahiptir. Bu ilke kötü şeylerin önceden düşünülmesidir. Örnek olarak kötü durumlara hazırlanabilmek için Epiktetos, arkadaşına akşam yemeğine giderken arkadaşının kapıyı açmadığını hesaplayarak gitmeyi, karını ve çocuğunu öperken rastgele birini öpüyormuş gibi düşünüp bu sayede öldüklerinde üzülmemeyi öğütler. Aynı şekilde Seneca, De Providentia eserinde bazı insanların “gelmekte geciken felaketlere kendilerini gönül rızasıyla sunmuş” olmalarından ve bunun iyi bir şey olmasından bahseder. Yani, kişinin hem mental hem de fiziksel olarak sürekli formda olmasını, kendini kaskatı yapmasını olumlar. Ayrıca Mektup 18’de de imkan olsa bile sert ekmek yemekten, kötü kıyafetler giyinmekten ve zor koşullarda yaşamaktan bahseder çünkü bu premeditatio malorum ilkesine bağlı gönüllü rahatsızlık durumu, kişiyi ilerideki zorluklara hazırlayacaktır. Onu, hiçbir şey karşısında yıkılmayan, köklerini toprağa saplamış bir ağaç yapacaktır.

Ancak bu “daha büyük stres gelmeden önce kendini strese sokma” durumu Taoistlerce reddedilir. Taoist Zhuangzi “Vücut dinlenmeden aşırı çalışırsa yıpranacak, ruh dinlenmeden aşırı çalışırsa yorulacak ve yorgunluk da tükenmeye yol açacaktır.” der. Yani Stoacıların bu sürekli kendilerini zinde tutma ilkesinin aslında insanı tükettiğini düşünürler. Aynı şekilde Liezi, Mesel 69’da olayların insanların hareketlerine bağlı olmadığını ve yapılan hesapların sonucu değiştirmediğini ifade eder. Bunu açıklamak için Mesel 97’de akrobatlardan bahseder: Kral iyi bir ruh halindeyken kapısına gelen bir akrobat, şovunu yaptıktan sonra ödüllendirilir. Daha sonra aynı yetenekteki başka bir akrobat gelir, ancak kral kötü bir ruh halindedir ve akrobat cezalandırılır. İşte burada yetenek ve çabanın her şeye hakim olmadığı ortaya çıkar. Hayatta şans diye bir konsept vardır ve bu kontrol edilemez. Milyarlarca canlının birbirini etkileyerek yaşadığı bu sonsuz olasılık furyasında geleceği görmek ve ona hazırlanmak imkansızdır. Bu, durumun sadece bir yanıdır. Başka bir yanı olarak sürekli çabalayan insanlardaki çabanın karşılığını alma isteğinin yarattığı stresten bahsedilebilir. Örneğin, sınavına çok çalışan biri emeğinin boşa çıkmaması için o kadar çok stres durumuna girer ki en sonunda çabası gerçekten de boşa çıkar. İşte wu wei ilkesi hem çok çalışıp bedeni ve zihni yormaya hem de strese karşı çıkar. Kendini bilen insan zaten yatkın olduğu şeyi bilir ve çabalamadan ona erişebilir. Antik bir akışa bırakma sanatıdır wu wei. “En iyisi su gibidir” der Taoist Laozi. Su, bulunduğu alana hiç uğraşmadan adapte olabilir ve girdiği kabın şeklini alır. Buharlaşsa bile yeryüzüne geri döner, yolu olmasa bile yolu vardır. Katı ve sağlamlıkla özdeşleştirilen kayaları bile aşındırabilir. “Su akar, yolunu bulur.” deyimi vardır aslında durumu açıklayan. Suyun bir planı, hesabı yoktur; spontane hareket eder ama başarılı olur. Bu durumu anlayan insanlar için Zhuangzi “Onun kategorilere ihtiyacı yoktur ve her şeyi doğal akışına bırakır. Doğal akışla birlikte yoluna devam eder ve bunun neden olduğunu bilmez.” der. İnsan beyni her şeyi ya tabuya çevirir ya da romantize eder ve bu anlamlandırma eylemi sırasında içerideki anlam tamamen kaybolur. Modern toplumun hissiz olmasının ana nedenlerinden biri budur. Bitap düşmüş insanlar arzular ve hedefler içinde kaybolur ve hem yorgunluk hem de etiket yapıştırma eylemi yüzünden hiçbir şeyin değerini anlamazlar.

Oldukça geniş kapsamlı olup her alanda görülebilen wu wei ilkesi başarının yanı sıra mutlulukta da görülebilir. Çoğu felsefe nasıl mutlu olunur veya mutsuzluktan nasıl kaçınılır diye uğraşır. Ancak Taoistler için bu bile yanlıştır çünkü kafadaki bu ulaşma arzusu, kişiye tamamen engel olur. Liezi “Gerçekten de mutlu ve huzurlu olmak için mutlu ve huzurlu olmanın ne demek olduğunu bırakmalısın.” der. Çünkü bu çaba, insanı tüketir ve tükenmişliğin yanındaki aşırı stres asla duyguların hissedilmemesine yol açar. Sürekli başkalarına ya da kendine kendisini kanıtlamaya çalışan insan, aslında mental ve fiziksel olarak yerle bir olur ve bu sonsuz döngüde yok olur. Son dakika olan buluşmalar, plansız yapılan eylemler insanlara daha çok zevk verir, çünkü iyi veya kötü herhangi bir beklenti, kaygı veya umut hükmetmez insanın beynine; işte o zaman özgürdür insan.